Tıbbın Kurtuluşu: İlk Kadın Doktorlarımız

TVC-mall WW

Kadının en çok dirençle karşılaştığı ve kabul görmek için en ağır yaptırımlara maruz kaldığı meslek doktorluktur.

Aslında bu mesleği tarihte ilk icra edenlerin kadınlar olduğunu düşünmemiz için pek çok sebep vardır. Fakat toprak mülkiyeti ve yerleşik hayata geçiş sonucu kadının eve hapsolması ile her alanda olduğu gibi bu alanda da erkek hegemonyası başlamıştır.

Nitekim Mısır mitolojisine göre bilinen ilk kadın doktor, tanrıça Merit-Ptah’dır (M.Ö. 2700). Yunan mitolojisinde ise hekim tanrıçalar, hekim tanrıların yanında ‘asistan’ olarak var olurlar, Hipokrat’tan sonra ise kadınlara hekimlik yapmak yasaklanır ve bu yasak 2500 yıl aralıksız devam eder.

Dünya’da tıp fakültesinde okuma hakkını elde eden ilk kadın Elizabeth Blackwell olup 1849 yılında mezun olmasına rağmen 1853 yılına kadar mesleğini yapmasına izin verilmez.

Türkiye tarihine bakıldığında kadınlara sağlık alanında eğitim alma hakkı sunulan ilk meslek ebeliktir. Ebelik mesleğini eğitimli olarak icra etmek isteyen kadınlar, ilk kez 1843 yılında Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne’de eğitim görürler. Kadınlara ebelikten sonra 1909 yılında hemşirelik ve hastabakıcılık alanlarında da diploma alma hakkı tanınır.

O zamanlarda Dünya genelinde de kadın doktorların var olması uygun görülmediğinden Türkiye’de de doktor olmak isteyen kadınlar, İstanbul Darülfünunu Tıp Fakültesi’ne kayıt yaptırsalar dahi eğitim almak üzere yurt dışına gönderilir. Çünkü 1898 yılında çıkan yasa ile kadınlar doktorluk mesleğinden men edilir.

Bu topraklarda kadınlar Tıp Fakültesi’nde okuma haklarını 1922 yılına kadar elde edemezler. Bu yazının konusunu doktorluk mesleğini Cumhuriyet öncesi ilk icra eden kadın olan Zaruhi Kavalcıyan ile Cumhuriyet sonrası ilk icra eden kadın olan Safiye Ali oluşturmaktadır.

Bazı yazılarda Türkiye’nin ilk kadın doktoru olarak Safiye Ali Hanım’dan söz edilmektedir; oysaki ülkemizde doktorluk mesleğini icra eden ilk kadın Zaruhi Kavalcıyan’dır. Dolayısıyla bu iki özel kadının hayatını dönemlerinin koşulları altında anlatmak için yazımı Cumhuriyet öncesi ve sonrası diye ikiye ayırmayı uygun gördüm.

Maalesef Zaruhi Kavalcıyan hakkında kaynaklarda yer alan bilgiler kısıtlıdır. Umarım bu değerli insan hakkında daha çok araştırma yapılır.

Cumhuriyet Öncesi Kadın Doktorlar

Görsel Kaynak: https://medyabar.com/haber/2793832/turkiyenin-ilk-kadin-doktoru-adapazarli-kavalci

Zaruhi Kavalcıyan 1877 tarihinde Adapazarı’nda doğdu. Babası Serope Kavalcıyan ve 1875 tarihinde Boston Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Zaruhi, 1898 yılında döneminin ileri okullarından Üsküdar Kız Lisesi’nden mezun oldu.

1903’te tamamlandı. Chicago’daki (ABD) Illinois Üniversitesi’nde yapılan kadınlara o sırada doktor olma hakkı. Üniversitenin kayıtlarında “Kavaljian, Zaroohie Serope, MD, Adabazar, Türkiye” olarak kayıtlıdır.

Ülkeye geri dönüyor, ancak ona tıp uygulama hakkı vermeyen yasadan beri, babasıyla yardımcı doktor olarak çalışmaya başlıyor. Babasının inme üzerine hastalarını devralır ve aktif olarak doktor olarak görevini sürdürür. Birinci Dünya Savaşı’nda uzun süre yardım ve bakım organizasyonlarında çalıştı. 1921 yılında İstanbul’a yerleşti ve Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nde biyoloji, kimya ve fizyoloji dersleri verdi. Kaval, Üsküdar için tanınıyor, hiçbir zaman evlenmiyor ve aktif tıbbi yaşamının yanı sıra öğretimine de devam ediyor. Kavalcıyan, 30 Haziran 1969’da 92 yaşında Üsküdar’da öldü ve Feriköy Ermeni Protestosu mezarlığında kız kardeşinin yanına gömüldü.

Cumhuriyetten Sonra

Cumhuriyet döneminin ilk kadın doktoru unvanına Sahip olmak Safiye Ali 1894 Yılında İstanbul’da doğdu. Babası Sultan Abdülaziz ve II. Abdülhamit’in yardımcılarından Ali Kırat Paşa, annesi 17 yıldır İslam’da şeyh olan Şam Hacı Emin Paşa’nın kızı Emine Hasene Hanım. Amerikan Kız Koleji’ne geçti ve 1916 yılında mezun oldu oldu. Türkçe özel dersler alan öğretmen Teyfik Fikret.

16 yaşındayken İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Rusça konuşuyordu. Sizin açıklayınım gibi, tıp eğitimi için Würzburg’a gider. Yurtdışına çıkıp eğitim aldığında tek başına karşılanmaz; yine de, “Hayatımın en güzel zamanı, 1914’te yelken açan ve Almanya’da geçen tahsil edilebilir hayatım.”

Ülke ile teması zaman zaman kesiliyor. Sauglingsalter için Über Pachymeningitis hemorajik iltihabı (Bebeklerde İç Pachymeningit Kanaması Hakkında) 1921 yılında yüksek lisans tezi ile üniversiteden mezun oldu. Eğitimine üç yıl, bir yıl jinekoloji ve 2 yıl çocuk hastalıkları için devam ediyor. Ferdi Ali olarak değiştiren Ferdinand Krekeler ile evlenir.

1923 yılında doktor olarak çalışma iznini alan Dr. Ali, Cumhuriyet tarihine adını yazdı. Çalışmaları, annelerin çocuk hastaları da dahil olmak üzere çocuk yetiştirme konusunda eğitilmiştir.

Ona göre, çocukların tedavi etmenin yanı sıra, gerçek çocuklar hastalanmadan önce uygulanır alınmalıdır. Hilal-i Ahmer Topluluğu Kadınları ‘na katılıyor. Himaye-i Etfal tarafından kurulan Süt Damlaları’nda. Süt Damlaları ilk olarak 1892’de Fransa’nın fakir mahallelerinde açılır. Güvenli ve steril sütle beslenmesini sağlamak ve bu fırsata ulaşamayan annelere ve çocuklara gerekli koruma sağlamaktır.

1922’de Türkiye’de Süt Damlası ilk olarak 1922’de Bayan Safina müdürlüğü getirdi. Düzenli konuşmalarında, “Yalnızca şey annenin kalbi ve sütün yerini alamaz ve anne sütü tüm sütten daha üstündür.” ve anne sütünün önemini vurgular. Bu organizasyon dahilinde Safiye Ali, “Çocuk Müzesi” kurmak için çalışıyor. Çocukların eşyalarını sağlar, aynı zamanda müzede çocuk ölümlerine dikkat çekmek için kullanın, grafikler ve resimler içerir. Ayrıca Besim Ömer Paşa’ya “Küçük Çocuk Muayenesi ve Süt Damlası” başlıklı bir kitap yayınladı. 1927’de işini bu kurumda bıraktı.

Safi Ali aynı zamanda kadın hakları için çalışıyor ve feminist hareketler Türkiye’nin öncülerinden biri olacak. Hastalar, doktorun mesleğinin ilk yıllarında muayeneye gitmez, çünkü kadın bir doktordur.

1928’deki bir röportajda yine de bir konuya değiniyor:

“Kadınların tıpta ve kamu hijyeninde yapacakları çok iş var. Her şeyin, doktorluk geleceği yüksek bir meslek oldu. Bunun kadınlarımız için olmamasının bir nedeni yok. Ancak, bir deneyim aşamasından geçiyoruz. Bizden sonra gelecek olanlar, bu mesleğin Türk kadınları için daha istikrarlı bir meslek olup olmadığını gösterebilir.

Kadınları doktorların mesleğine sokmak için uzun süre sarf ediyor ve aynı zamanda tıp eğitimi veren ilk kadın akademisyen oluyor. İşini yaparken meslektaşları tarafından yapılan kez rahatsız edilir ve sahte iftiraya maruz kalır. Gerçekten, kadın hastalar, muayene ücretini ödersinizde, kadın yüzünden için daha az para almanız gerekir diyor.

1924 yılında Londra Uluslararası Uluslararası Doktorlar Birliği tarafından verilmektedir kongreye katılır. Bu kongrede yapılan konuşmaların: “Şimdiye kadar kadın doktor ülkemizde kadın doktorlara izin verilirği için eğitilmemiştir. Ancak, Türkiye’de bir kadın doktor değilim, yakın gelecekte kadın doktorlarda büyüyeceğimizi temsil ediyorum. Türkiye bugün burada özgür olduğu için özgür hüsnü uyandığım ve ilgilendiğim bir kadın gördüm, benden ziyade memleketime borçluyum. Bunu minnettarlıkla ifade ediyorum.

Aynı yıl Budapeşte Etfale Muebenet Uluslararası Birlik Komitesine gider. Her iki kongrede de yoksulluk nedeniyle ölen çocuklar üzerine çalışmalarını sunar ve İstanbul’da aşırı derecede çocuk ölümüne dikkat çeker. 1928 yılında Bologna’da çalışmaya kongreye katıldı ve üç büyük uluslararası kongrede ülkemizi temsil eden ilk kadın doktor oldu.

Kanser teşhisi konderiyor beri, 1938’de Almanya’ya döndü. Karısının ölümünden sonra yazdığı mektupta Ferdinand Krekeler, O’nun özlemini güçlendirdiğini söyledi; çünkü her zaman ülkesinde son nefesini vermek istediğini söyler.

Alman doktorların cephede olmaları nedeniyle sivile eşi ile hizmet etti. Savaşın sonunda, ülke özlemi kaldıramaz. İstanbul’a geliyor ve buraya tekrar yerleşmek istiyor. Dortmound’a geri döndüğünü görüyor. Ne yazık ki, 5 Temmuz 1952’de öldü.

Ölmeden önce, “Kadınlar size emanet edildi…” diyerek kadın hakları konusuna göre önemlidir bir kez daha vurguluyor. Dortmound halkı adına cenazesinde konuştu. Lehmann, Safiye Ali’ye şu sözlerle veda ediyor: “Safiye’nin kalbi bir elmastı. Yüksek ruhlu, insancıl bir insandı. Hayranlık duyduğumuz büyük bir yardım meleği olarak kalbimizde yaşayacak … ”

Sonuç Yerine;

“Kadınlar sosyal hayatta erkeklerle yürüdükçe birbirlerinin asistanı ve destekçisi olacaklar.”
ATATÜRK

Atatürk’ün söylediği yaşam yolu bugün tam olarak gerçekleşmemiştir. Geçmişten günümüze baktığımızda, hiçbir canlı insan doğadaki insan kadar incinmez! Yoktur yaratık dişisini yok etmek için çok uğraşmadı! Yaşayan hiçbir kadında olmalı nefesi bile görmedi! İnsanlığın yaşamın her alanında insanlara karşı savaşı uzun süredir devam ediyor.

Tarih hegemonyadan kaçarsa, cesaret ederse, unutulmuş veya unutulmuş kullanın hikayelerini anlatmaya cesaret ederse, dünya daha yaşanabilir bir yer almaktadır.

Referanslar
Akalın, A. (2013), Tıp ve Cinsiyet. (Erişim Tarihi: 05.09.2019)
https://www.academia.edu/5144195/hek%c4%b0ml%c4%b0k_ve_toplumsal_c%c4%b0ns%c4%b0yet
Bilim ve Teknolojide Kadınların Tarihi: STEM Hikayem: Safiye Ali. (Erişim Tarihi: 04.11.2019)
https://www.bilimveteknolojidekizcocuklar.com/benim-stem-hikayem-safiye-al

Bir Önceki Yazımız Olan İlklerin Kadını Halet Çambel Başlıklı Makalemizde Hakkında Bilgiler Verilmektedir.

Bu Haberi Sosyal Ağlarda Paylaşın!

İlgili Mesajlar

Leave a Comment