Entelektüel Kültür Öğesi Olarak Bilim Tarihi

TVC-mall WW

Bilim tarihi, bilimin tarih boyunca geçirdiği serüveni ortaya koymaya çalışan disiplinlerarası bir etkinliktir. İlgi alanı geçmiştir ve geçmişin somut bilimsel başarılarının altında yatan siyasi, toplumsal ve ekonomik durumları analiz ederek geleceği öngörmek ve tasarlamak gibi yüksek amaçları vardır.

Bilim tarihi ilerlemeyi toplumsal varlığın devamlılığı için zorunlu bir ön koşul olarak kabul eder. Zihniyet dönüşümünü esas alır ve ilerlemenin zihinde ve zihniyette gerçekleşeceğini temel bir kural olarak savunur.

Bilim tarihinin akademik bir disiplin olarak ortaya çıktığı dönem, Rönesans, Aydınlanma ve Bilimsel Devrim süreçlerinin arka arkaya yaşandığı 18. yüzyılın son çeyreğidir.

Düşünsel değişimin sonucunda, Batı kültür kuşağındaki ülkeler ekonomik, toplumsal ve siyasal olarak ilerlemeye ve güçlenmeye başlamıştır. Bu durum da devamında gerçek gücün ne olduğunun sorgulanmasına yol açmış, sonucunda gerçek gücün bilim ve bilime dayalı yaşam biçimi olduğu ortaya çıkmıştır.

Bilim Tarihi’ni akademik bir disiplin haline
getiren George Sarton (1884-1956)

Bu durumda devamında bilimsel bilginin doğasının sistemli bir biçimde araştırılması gereksinimini doğurmuş ve ortay bir disiplin bilim tarihi çıkmıştır.

Bilim tarihi, entelektüel kültürün en temel bileşenidir ve insanın bütün zihinsel etkinliklerinin tarihsel serüvenini içermesi bakımından ayrıcalıklı bir önem taşır.

Bir ulusun kendi tarihinin görkemini görmek ve göstermek için başvuracağı en iyi alanlardan biri de bilim tarihidir. Bu nedenle uluslar tarihte kazanmış oldukları başarıları gün ışığına çıkarabilmek için bilim tarihi alanında ciddi ve köklü çalışmalar yapmak zorundadır.

Ulusal ve Evrensel Kültür Öğesi Olarak Bilim Tarihi
Entelektüel etkinlik tarihinin gelişimi tam olarak ve doğru bir biçimde anlaşılmaz ise tarihteki birçok parlak başarıyı doğru olarak anlamlandırmak olanaklı olmaz.

Bu durumda, örneğin Newton’un veya Einstein’ın başarısı birer “mucize” olarak nitelendirilebilir. Benzer şekilde bir toplumda veya bir dönemde ortaya çıkan büyük bir atılım da doğru değerlendirilemez.

Bunun en güzel örneği de, başlangıçta “mucize” olarak nitelendirilmiş olan Antik Yunan’da gerçekleştirilen bilimsel başarının, aslında bir mucize değil bilginin doğal gelişiminin bir devamı ve sonucu olduğunun, ancak Mezopotamya, Mısır, Babil, Hint ve Çin uygarlıklarında gerçekleştirilen başarıların gün ışığına çıkarılmasıyla doğru şekilde anlaşılmasıdır.

Ancak bu bağlamda bilim tarihini, modern kuramların ön bilgisinin geçmişin soluk gölgelerinde aranması olarak da görmemek gerekir. Çünkü böyle bir durumda Einstein’ın düşüncelerinin Eski Mısır’da, Newton’un düşüncelerinin ise Mezopotamya’da bulunduğunu ileri sürmek yanlışına düşülebilir.

Oysa bilim tarihinde yapılan çalışmalar her çağın kendi içinde değerli olduğunu ortaya koymuştur. Bilim tarihçisi, her kuramı kendi dönemi ve koşulları içinde değerlendirmekle yükümlüdür.

Bu yüzden gelişmiş uluslar bilim tarihine büyük önem vermektedir. Bu, iki bakımdan değer taşımaktadır: genç kuşaklara bilimsel zihniyetin önemini kavratmak ve akılcı davranmalarını sağlamak ve tarih bilincinin yerleşmesini sağlamak.

Sınırlandırma Ölçütü Olarak Bilim Tarihi
İnsanın doğduğunda karşısında bulduğu dünyaya aklı, düşüncesi ve duygularıyla kattığı her şeye kültür denir. Bu katkının önemli bir kısmı yüksek yaratma gücü gerektiren bilim, felsefe ve sanat gibi uğraşlardan oluşur.

Kültürün bu kısmına entelektüel kültür denir. Bilim tarihi ulusların bu etkinlik alanlarındaki başarısının ölçülmesinde de önemli rol oynar. Diyelim ki geçmişte ortaya koyulmuş ve bugünün düşünce, kavrayış ve bakış açısıyla değerlendirildiğinde “aptalca” görünen birtakım açıklamalar, kuramlar var.

Bunların doğru bir bakışla anlamlandırılmasında bilim tarihi tek çaredir. Çünkü eğer geçmiş kuramlar birer “boş inanç” ve olarak görülecekse, o zaman bugün bizim savunduğumuz “bilimsel” görüşler de gelecekte aynı biçimde değerlendirilebilir.

Bununla birlikte, geçmişe yönelişin de belirli kurallar çerçevesinde yapılması gerekir. Çünkü benzerliklerden hareketle, bugün ulaşılmış bilimsel başarıların hepsinin aslında geçmişte ortaya koyulduğu duygusuna kapılmak da olanaklıdır.

Bu durum ise bir ulusun sürekli geçmişiyle övünüp durması ve dolayısıyla da pasif bir konuma düşmesine yol açar. Bilim tarihçisi her kuramı kendi dönemi ve koşulları içinde değerlendirmekle yükümlüdür.

Ayrıca bilim tarihi, bir toplumun bilime katkı yapacak düzeye getirilebilmesi için neler yapılması gerektiğini de somut örneklere dayanarak gösterebilen bir uğraştır.

Türk bilim tarihçiliğinin kurucusu Aydın Sayılı (1913-1993)

Bu anlamda bakıldığında tarihin çeşitli dönemlerinde, bazı bölgelerde, gerçekten bir altın çağ yaşandığı, bazen karanlık bir döneme girildiği, bir çöküş yaşandığı görülür. Bilim tarihi, bilgi birikiminin artışı ve azalışı ile toplumun ilerleyişi ve gerileyişi arasında tam bir koşutluk olduğunu gösterir.

Farklı dönemlerin siyasi ve ekonomik durumlarını, felsefelerini, dünya görüşlerini inceleyerek bilimin gelişimine veya gerilemesine neden olan düşünceleri ve davranışları saptamak ve bu yolla geleceğe ışık tutmak mümkündür.

Bilim Tarihi Başka Ne Söyler?
Bilim tarihine yeterince duyarlılık gösterilmediği takdirde, çeşitli sakıncaların ortaya çıkacağı açıktır. Bu, her şeyden önce gençlerde yanlış bir tarih bilinci gelişmesine neden olur.

Bu bağlamda gençler toplumsal ilerlemenin altında yatan temel dinamiklerin, bilim ve bilime dayalı uygulamalar değil de bilim dışı veya metafizik unsurlar olduğunu düşünmeye başlayabilir.

Günümüzde doktor, mühendis, bilim insanı veya eğitimcilerin bile; günlük hayatta karşılaştıkları sorunları çözmeye çalışırken “bilimdışı” ve “bilimötesi” tutumlar sergilemesinin altında yatan neden de nitelikli bir bilim tarihi eğitimi almamış olmalarıdır.

Günümüzde pek çok sorunun eskiden olduğundan daha yüksek bir oranda fal, sihir, büyü, astroloji ve benzeri bilimdışı düşünce formlarına dayanılarak getirilen önerilere göre çözülmeye çalışılmasının nedeni de, yetersiz ve yanlış bir bilim eğitimine bağlı olarak bilimsel zihniyetin gelişmemesidir.

Ünlü bilgin ve düşünür İbn Sînâ (980-1037) “Bilim ve sanat takdir edilmediği yerden göç eder” demişti. İnsan zihnine düşen pek çok sorunu ve çözüm önerisini özlü bir şekilde ifade eden bu söz, aynı zamanda dünyadaki entelektüel gelişmenin içinde yer almak isteyen toplumların neler yapması gerektiğini de açıkça ortaya koymaktadır.

Referans yazı: Hüseyin Gazi Topdemir – Bilim Tarihi Ne Söyler?

Bir Önceki Yazımız Olan Hızlı COVID-19 Testi 45 Dakikada Sonuç Veriyor Başlıklı Makalemizde Hakkında Bilgiler Verilmektedir.

Bu Haberi Sosyal Ağlarda Paylaşın!

İlgili Mesajlar

Leave a Comment