Delilik İle Dahilik Arasındaki Çizgi Neresidir?

TVC-mall WW

Dahiler ve Deliler Başkalarının Göz Ardı Ettiği Şeyleri Önemserler.Nobel ödüllü matematikçi John Forbes Nash aynı zamanda şizofrendi.

Uzaylıların kendisini dünyayı kurtarmak için görevlendirdiğine nasıl inandığı sorulduğunda, basit bir yanıt vermişti “Çünkü doğaüstü varlıkların gelmesine dair olan düşüncelerim matematiksel fikirlerimle aynı şekilde doğuyor. Bu sebeple onları ciddiye alıyorum.”

Nash, tarihte deli dahi olarak adlandırılabilecek tek kişi değil. Depresyon ile tüm yaşamı boyunca mücadele etmiş, psikolojik rahatsızlık çeken bir çok sanatçı, düşünür ya da bilim insanı olduğu bilinmektedir. Bu türden örnekler nedeniyle de birçok kişi, yaratıcılık ve psikopatolojinin ilişkili olduğu görüşüne sahiptir.

Aslında, yaratıcı dehanın bir miktar delilik dokunuşuna sahip olabileceği fikri Platon ve Aristoteles’e kadar uzanıyor. Ancak kimi psikologlara göre de, bu fikir bir aldatmacadır. Sonuçta, hiçbir akıl hastalığı belirtisi göstermeyen bir çok yaratıcı dahi ismi bulmak da mümkündür. Ayrıca, akıl hastanelerinin kalıcı sakinleri genellikle yaratıcı başyapıtlar üretmezler.

Öyleyse, dahiliğin delilikle ilişkili olduğuna inanmalı mıyız?

Modern deneysel araştırmalar öyle olduğuna inanmamız gerektiğini öne sürüyor. Yaratıcı dahiyane bir fikrin altını çizen en önemli süreç bilişsel disinhibisyondur. Yani, ilgisiz gözüktüğü için normalde önemsenmeyecek ya da dikkatten kaçacak şeylere dikkatini verme eğilimidir.

Alexander Fleming, petri kabı (bakteri üreme tabağı)’nda bir mavi küfün bakteri kültürünü öldürmekte olduğunu fark edince, herhangi bir meslektaşı gibi bunu otoklava (basınçlı kap) atabilirdi. Bunun yerine, Penicillium notatum küfünden elde edilen antibakteriyel madde olan penisilini bularak Nobel Ödülü’nü kazandı.

Birçok insan ormanda yürüyüşe çıkar ve giysilerine yapışmış sinir bozucu çapaklarla geri döner ancak yalnızca George de Mestral bir mikroskopla daha fazla araştırma yapmaya ve böylece Velcro’nun temelini keşfetmeye karar verdi.

Ancak bilişsel disinhibisyonun karanlık bir yanı vardır: psikopatolojiyle pozitif yönde ilişkilidir. Harvard Ünivesitesi’nden psikolog Shelly Carson’a göre, yaratıcı dahilik üstün genel zekanın varlığından feyz alır. Bu anlayışa göre, yüksek zeka yaratıcı deha için gereklidir, ancak yalnızca bilişsel disinhibisyonla işbirliği yaptığı sürece.

Olağanüstü zeka tek başına yararlıdır ama şaşırtıcı olmayan fikirler ortaya çıkarır. Marilyn vos Savant, dünyanın kaydedilen en yüksek IQ’suna sahip insan olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na girdi; ancak kansere çare bulmayı ve hatta daha iyi bir fare kapanı yapmayı bile başaramadı.

Yaratıcılığın bazı kısımları, orijinallik ve şaşırtıcılıktan çok faydalılık üzerinde duruyor. Bu gibi vakalarda, dahi ve deli arasında paylaştırılan hassaslık daha az önemli hale geliyor. Örneğin, pozitif bilimlerde, psikopatoloji yaratıcı dahilikle negatif biçimde ilişkilidir. İlginç olan istisna ise hüküm süren paradigmalara karşı çıkan bilimsel devrimcilerdir. Onlar için, bu ilişki hemen hemen sanatçı ve yazarlarda olduğu kadar pozitiftir.

Pek çok dahi normal ve anormallik arasındaki çizgide yürür. Onlar için, algıladıkları dürtü ve fikir yağmuru yaratıcılığın kaynağıdır. Nash’in dediği gibi, geniş bir kurgusal düşünme sonrasında daha rasyonel bir aşamaya geçmek “hiç de eğlenceli bir şey değil”dir. Nedenini açıklamak için Nash, başka bir basit cevap verir: “Düşüncenin rasyonelliği, kişinin evrenle ilişkisine dair anlayışına bir sınır dayatır”.

Kaynak:Matematiksel
If You Think You’re a Genius, You’re Crazy

Bu Haberi Sosyal Ağlarda Paylaşın!

Leave a Comment